11 Haziran 2025 Çarşamba

ÇENTİK

"Dünyanın saf pembeliğine inandığım zamanlar vardı
yaşam meyvesinin suyuna bulanmıştım
adalet terazisi dosdoğru ölçüler verir sanırdım
bir şeylerin düzeleceğine, her kabusun sona ereceğine"

"Bir adam yeterince ihanete uğradığında
güvenme yetisini kaybeder

Acıların şiddeti ruhunu yuttuğu vakit
umut etmeyi bırakır

Korku tarafından sindirildikçe
tereddüt etmez

Kaybedecek bir şeyi kalmadığında
en tehlikeli hale bürünür"

Sevgi ve şefkatin buyruklarında
kalem kağıda bir hayli yakındı
ben ise ormanların yeşertisine kapılmış
aşk illetinin parlaklığında kör olmuştum
lakin diken üstü, yaka paça yaşar iken
gözlerimin sargısı da bir bir çözülüyordu

Burası iyilerin ödüllendirilmediği taraf
zayıflara kol kanat gerilen bir yer hiç değil
hayat kopartan gerçekleri örtmek için
mutlu eden yalanlara inandığımız kısım

Çok sefer gürültüyü bastırmak adına 
günahkar keçilerden birini seçeriz
aslen kötülerin yaptıkları da çok sefer yanına kalır
nefretin haykırışı, kurbanların çığlıklarını susturur

Tekrar karanlığa saptım
koyunla yürüdüm, kurtla öldürdüm, çobanla yedim
kalemin mürekkebini kana buladım
kağıt üstü yazdığım her şiire ihanet ettim
bir tarafım ötekinden de çirkin
namluya sürdüğüm kurşun öncekinden daha bitkin

Aralık kapılara kilit
sırlara mühür vurdum
geçmişi toprağa verdim
anılara tutkun vesikalıkların yerine
cüzdan şişkini para desteleri koydum

Bir arzuyla, bir seçimle değil
bana başka seçenek bırakmadıkları için

Ateşi kucaklayan adam
alevlerin onu yakmasından korkmaz



25 Ocak 2025 Cumartesi

KALEM KAĞIDA UZAK

Biliyorum, bir hayli uzak kaldım
beni uçurum eşiğine götürmüş kağıtlara
şiddetle savurduğum kalemimden

Neyse ki, bir yılı devirdim
üç mevsim atladım, iki insan gömdüm
çok sefer denedim, her fırsatta yanıldım
peşinde aşk baharları çürüttüm

kimisi yeşile çaldı, kimisi oynadı akli dengelere
satır sonunda fütursuz karanlık
pas tutmaz mürekkebiyle çöküverdi üzerime

Azınlık yüzü gerçekler arasında
çokça yalan gördüm
öylesine bozgun hevesler arasında
öylesine kaçkın uğraşlar yanıtsız kaldı
şiir esaretine tutkun ben ki
tek satıra yelken açmak istemedim

Görüşmeyeli dünyalar değişti
tek satıra toz kondurmayan ben
kalabalıkta silah taşırcasına doldum
bir yanda aşk illetine kör olur iken
kendime hayret edercesine
bin bir yumruk savurdum

Biliyorum, bir hayli taşkınlık çıkarttım
lakin sözüm ona, buna veya sana değil
aşkın esareti rüyalar sarhoşluğunda satırlarımı çokça boşladım
kalem, kağıt ve başyapıt ilham meleğimden af diliyorum

"Biliyorsun, bir hayli bunaldım
ruhsal baskılanmaların gölgesinde 
senden kalma çokça güzel hatıralar kuşandım
sanma ki uzaklardan sana kötülük dilerim
sanma ki en büyük keşkelerin cesedini çiğnerim

aynı ben ki, kalabalıkların içinde her zamanki nabzın şerbetini içerim
aynı ben ki, ağız fermuarımı çekip gözlerini geçmişin karanlığına gömerim

ufukların en uzağından sana bol şans dilerim
bir arkadaş, bir yoldaş, sırdaşım ve sevdiceğim
günün birinde, zirvelerin en tepesinde, 
aynı ben ki, anılarımıza boyun eğeceğim
ayrılıkların en dibinden göğe bakıp
seni ve beni affedeceğim"

16 Eylül 2024 Pazartesi

AYYAŞ MEVSİMİ

"Cüzdanı zengin gösteren
para şişkini desteler değil
içinde yaşam tüten vesikalık resimlerdir"

Ayyaş mevsimlerden biriydi
bir akşam üstü, bin bir dürtü
apansız vedaların durağındaydık
tüm güzelliğiyle karşımda sen
günlerden kadehlerin dibiydi

sen gözlerime daldın, ben yaşlarımı gömdüm
dudaklarıma davrandın, çığlıklarımı örttüm

Biraz duman, biraz kül
az buz vakit tükettik
yıllanmış duyguların yeşerme baharında 
ilk düşen yağmuruna umarsızca tutuldum

"Her şey yerli yerinde
kadeh dibi hayaller uzaktaydı
emin ol hiçbir satıra sığmazdın
o gece elim tetiğe uzansaydı"

Aramızı açan aylar, yıllar, yollar, ömür olsun
sen benim rüyalarımın beyaz tuvalini
şehvet tutkunu kırmızılığınla boyarsın

Belki 
sensiz haftaların birinde
biraz dağılır, biraz dağıtırım
aklıma ölümsüz anılardan sevişlerimiz düşer
oracıkta saçlarının dağınıklığını örnek alırım

Belki 
sensiz günlerin birinde
içten içe çöker, içten dışa bunalırım
aklıma eşsizliğinde kaybolduğum gözlerin düşer
oracıkta duvarlar senden yıldızlar dökülür

Belki
sensiz geçenlerin birinde
kurşun yorgunu bir ağırlık çöker üstüme
seni anımsarım, seni yanılsarım, seni hatırlarım
tedavülden kalkan yorgunluğum
yerini kalem kağıda bırakır

"gerek kadeh dibi hayallere daldığım bir ayyaş mevsimi
gerek duygu durum durağında sana hasret bir zemheri
oracıkta seni çizer, oracıkta seni yazarım
senin güzelliğine yaraşır olan her şeyi"



25 Ağustos 2024 Pazar

KANAT RİTİM BOZUKLUĞU

Barışı kazanmak için
ne kadar şiddetle arzulamak gerekir?

Lakin dipsiz suların pervazında
sadece ölü balık akıntıya kapılıverir

Toprak üstünde çok kan dökülür
ancak sesini duyurmak istersen
bolca mangır, çokça siyaset, biraz gözyaşı gerekir

Ancak ben
servetimi cebimde taşıyamam
kafamın içinde bin bir esere dönüşür
dudaklarımdan kaleme dökülür
bir okunuşta tüter
kulaktan kulağa canlanır
kimi zaman prangaların yankısında çınlar

Kendimi öldürdüğüm her sabahın
belki yaşamak uğruna çırpınır iken
kafesteki kuşlar kanatlarıma düşman kesildi
o vakit değil gözyaşı döküp yardım çığırmak
kalemi kağıda çırpmak, şarkılar tüttürmeye dahi yeltenmedim

Ben kalabalığa karışamadım
ne onların yolundan bir takipçiydim
ne de patikalarına ayak bastım
uzaktan seyrettiğim her kalabalık
aslen yolun sonunda kaybolmuştu

Zati bütünüyle
tek başıma yürüdüğüm gerçek patikada
benden önceki her kalabalık birbirinden ayrılmış
koyun kürkündeki kurt dişlerini örttüğü vakit
her koyun katilini kendi türünden sanırmış



5 Ağustos 2024 Pazartesi

YAŞAM BİLMEZ

Hangi vakit dua edilir bilmem
ancak acı ve korkunun tek karşılığı her dilde gözyaşı

Hangi Tanrı kimin için en doğrusu bilemem
ancak huzur, en büyük inançların en sağlam yapı taşı

Günah kiri betonlar arasında
şiddetiyle tokat çarpılan suratıma
boncuk boyu gözyaşı döken
tartışmasız en ufak çocuklardan biriydim

Lakin
evlerin çatısında dökme kiremit
zemheriye karşın sıcak yatakları vardı
ocakta gaz tüter, tencerede aş pişerdi
içerisinde huzura dair tek bir ize rastlanamazdı

Bir hoca tepelerden okur
öbür hoca daveti tebliğ eder
mutfak salona bir yaygara kopartır
korkudan misketlerimi elimde tutamazdım

Karlar yağar, yağmurlar süpürür
ben hep aynı kalırdım
kalem kağıt, defter kitap kovalar
bir el arabasında yoldaş taşıyan Aziz çaresizliğinde
adım adım durmaksızın yürürdüm

Henüz bir eldivenim yoktu
toprak üstü el gezdirir
en rahat yeri arardım

Ne ölüm bilir
ne yaşam arardım

bir arkadaş, bir sevdicek, bir can
bin bir parmak sayardım

Şimdiler
beni bugünden
bana soruşturdu
dudak mührümden tek kelam
göz pınarlarımdan tek parıltı kaçırmadım

kimisi parmak ucu patikalarımdan sızmış yol ayrımından saptı
kimisi kazıması zor, tırnak içlerime işlemiş anıların artığıyla kaldı

Arkama döndüm 
kimi kimseleri bırakmadım
kimisi bir satıra sığdı
kimini öbür satıra vurdum

Her zamanki karanlığımda evime döndüm
bir mum ışığı, bir sigara yanığında
yine kendi kavgamla baş başaydım



22 Temmuz 2024 Pazartesi

KROKİLER

Geçtim, geçtim!
intihar krokilerime komşu köprülerden geçtim

ait olmadığım her yere ayak bastım
olmak istemediğim her yerde kendimi buldum

Evsizlerin en soğuğundan bir kadeh vurdum
Öfkemin en sıcağından bir sigara yaktım

"Apansız bir gecenin ortasında uyanıp
yılları devirmiş aynanın karşısında
kendimi öylesine bir seyre daldım"

Yüzümde 
az buçuk tüyler gezdim
bukle bukle bakır saçlar
yaş tütmeye hazır kırış suratım

Gördüm, gördüm!
yüzüme karşın sahte tebessümünden
gözlerindeki nefreti gördüm

Her seferde düne baktım
yarınım kaydı ellerimden
her tüten dumanda yaşlandım
her bir dumanda yaş döktüm

"Sabahım karanlık getirsin istedim
bin bir gece düşündüm, bir gece denedim
yanılsamalar, geçmişimden anılar servis etti
2006 kışında annemin ellerinden koparılmış
masumane bir bebek gördüm, bir gece daha erteledim"

Krokiler çizdim, toprağa mektuplar yazdım
her satırda tutundum
her seferde kayıp gittim

Kaçtım, kaçtım!
öylesine koştum, öylesine çabaladım
ne koşacak gücüm, ne de kaçacak yerim kaldı

"Tutunuşlarımın son sarkaçlarında
ansızın bulduğum sen ki
bugünü yaşar iken
yarınların kaygısını düşüverdin"

Bugünden oturup, yarınlara plan çizeriz
kalemi kağıda vurursun, fırçayı tuvale
bir kalp atışı uzağında ben olayım
dudaklarımız yakınlığında sen ol
lakin zaman çarkı durmak bilmez

Öylesine gaddar bir çark
Ateşkes sonrası cephelerin birinden 
kurşun ıslığı asaletinde koparıverir
ne sen kalırsın arkada
ne de beni sağ bırakır

Fırtına eşiğinde benim uğultum suskun kalır
Yağmur altında pek gürültüm çıkmaz

Neler oldu? Ne olduk böyle?
sorgu sualine kalmadan
ne benim sesim çıkar
ne de sen beni duyarsın



20 Haziran 2024 Perşembe

KURŞUN YORGUNU BENİM GÖZLERİM

Gecelerin eninde sonunda
anılar kurşun dozunda
biraz duman, biraz kül
düş yorgunu dalışlardan bir bunaltı

bütün caddelerde sensizim
bütün kalabalıklarda yalnızım

Uzaklardan yalan beyan sanrılar
anı tüten her köşede senden yankılar
yaka paça peşimde
bazen her yanımdalar

"Kurşun yorgunu benim gözlerim"
senin adına kaldırdığım bütün kadehlerim
sana tutkun taşıdığım bütün sözlerim
ve de öylece dibe vurdu, yalan etti beni
senin esaretinde, sana duyduğum derin özlemim

Toprağa hezimet
göklerin yüzüne yalvarışlar
her satır sonu hüsran
kağıt karalama üstü haykırışlar

geçmişin her kıyısında seni aradım
değil pişmanlık, değil mahcubiyet
her gün, her fotoğraf sadece seni kanadım

bazen rüyalarıma vurdun
bazen varlığına inandım

kurşun üstü seni gördüm
namluyu şakağıma dayadım

tetiği gözlerin tuttu
gülüşün kalbime vurdu 
akabinde sigaram yandı
senin uğruna tüttüm



11 Haziran 2024 Salı

GEÇMİŞİ BAĞIŞLA

Zamansız bir kayboluş
apansız bir arayışı yarattı
dört yolun ağzında ben
dört yılın ardında seni aradım

Geride bıraktığın ne varsa
senden bana bir miras niteliğinde

Senin beraberinde kayboluşun
benim pişmanlığım
benim mahcubiyetim
ve de hatıralar eşliğinde
sana beslediğim özlemi harladı

Ayrı bir gecede vurdu
ayrı bir sabaha kaldırdı

bir başka rüyada beraber iken
bir başka dünyada ayrı kaldık

"Duygudurum duraklarında
çaresizce seni arıyordum
bulacağım güne hazırlanır iken
ansızın ihtimaller 
olasılıkları kovaladı
dudaklarıma kalem kağıt kilidi
sözlerime suskunluk düğümü vurdum"

"Geçmişi bağışla"

Sana bir yoldaş vedasıyla hasret tüttüm
sana bir aşık edasıyla bağlı kaldım

dostane fotoğraflar silahlandı
düşman yılların ıstırabından vurdu
lakin yeni yılların en özelinde
en güzelinden seninle karşılaştım





29 Mayıs 2024 Çarşamba

KALLAVİ

Aslen bahsetmek isterdim
betonu günah kokan kaldırımlar
kimini suça sürüklemiş kadınlardan
ve de kimisi için yatak olmuş banklardan

Lakin külüm kurşunum kalemim
tüm beyazıyla kağıda dokunacak iken
sağımda bir kavga koptu
kolumdan sevdiceğim
bir tarafım özlem
bir tarafım toprak oldu

Ne kağıdın masumiyeti
ne benim zaafiyetim
ne de bir parça insaniyetim kaldı

her gecenin sonunda
her satır arasında
şiirlerim silahlandı aniden

Diken üstü sıyrıklara ramak kala
tüm misafirperverliğim eşliğinde
barışa yelken elimi komşuma tuttum
din kardeşimin eli ise tetiğe davrandı

Çöl kuzgunu yaygaralar koptu
barış güvercinimin leşini serdiler
tüm yaşlarıma izmarit bastım
pastalar üstü dumanlar tüttüm

"Toprak üstü durmaksızın yürüyüşlerim
yirmi birin çirkin yüzüne bastı
tüm yaşların ortasında iken
yine döndüm
yine arkama baktım"



18 Mayıs 2024 Cumartesi

YAŞLARIN ORTASINDA

Gecenin birinde aklıma düştün
bin bir gece uykusuz kaldım

Bir damla gözyaşı döktüm
bin bir şiir yazdım

Bahçenin birinden tüten gardenya kokusu
senin tazeliğini bin bir kez anımsattı bana

Bütün geçmişlerin ortasında
senin rüyaların şiddeti ağır bastı
önce aklımı başımdan aldı
sonra ölüme bozgun elimi tetiğe götürdü

Bin bir gün çektiğim yüke göğüs gerdim
lakin senin cılız zarafetinden bir fırtına
tüm güzelliğiyle beni oracıkta yere serdi

Anıların bedelini gözyaşları ödermiş
sırt sırta verilişlerin yanında
sırt üstü taşınan tabutlar gelirmiş

Taziye sonrası Kuzey Marmara Otoyolu'nda
bahşettiğin her yaşamda kendimi katlettim 
her bir kadehte kendime senden bahsettim

"Beni bir tek sen anlarsın
bir tek sana anlatamam"





23 Nisan 2024 Salı

BIRAK ÖLSÜN

Anılara duyulan özlemin bedelini
geçmişe dökülen gözyaşları öder

Yaz aylarından bir toprağa hezimet
her yıl okunan aynı mecmua
ölenler özgür, kalanlar muamma

İnsansı aşkından tattığın ihanet
ruhundan birer kan damıttı
bilek üstü attığın her kesik
ruhunu koparmana ramak bıraktı

"Buradan dönelim ağabey
eve gitmek istiyorum"

Her adımda senden kan damlası
her kaldırım taşında senden izler
öylesine soğuktun, öylesine yaralı
sanki tarihlerden 27 Kasım akşamı

Dağlar zıpkını bir adamdan
bir adli tıp raporu, bir tebligat
geride bir not, ve de bir avuç toprak









15 Nisan 2024 Pazartesi

TOPRAĞINDAN ALINTI

Kayboluşların kurtuluş yolcusu iken
aslen sözlerim kepenk çeker
belki bir kalem kurşunuyla yazarım
belki rüyalar aleminden yapma bir şarap çıkar

Hatırlamak benim nefretim
anımsamak benim korkum

Toprak bastığım her bahçe
senden bir koku taşır
oracıkta seni hatırlatır
akabinde seni anımsarım
güzelliğine duyduğum korku
nefretimi örtbas eder ardında

"Senin şehvete paravan gözlerine
bir yağmur damlasa, bin bir şiir olur"

Sahil kasabası gülüşünün sıcaklığı çarpar beni
oracıkta gözlerim körelir
oracıkta sana sarhoş olurum
karanlığımda senin hayallerine devrilirim

Mahcubiyetim sana değil
şüphesiz ki, kendime kızarım
şayet üstümde çirkinlik taşırım
acı, hüzün, kötülük ve de geçmiş taşırım

tüm tabiatından, en yeşilinden, nitekim güzelliğiyle
yine gözlerini dikersin üstüme
sırt üstü bıçaklar düşüverir bir anda
üzerimdeki huzursuzluk kayıplara karışır
elimden kurşunu kaleme takas edersin
ben ise tüm zarafetinle seni yazmak isterim 

Sen tüm şefkatinle yaşam verirsin
ben çoktan seyre dalmış olurum kağıtlara
tam kaleme davranacak iken 
her zaman olduğu gibi
gözlerin ilk kurşunu atar

Akrep yelkovanı kovalarcasına 
özlem saatim ötüp durur
ve gecesine bütün şiirlerim silahlanır

dünüm, yarınım durmaksızın
her günüm seni arar
rüyalarda buluşuruz
ve de tüm kutsallığıyla sen yetişir imdadıma



7 Nisan 2024 Pazar

GÖZLERİNDEN ALINTI

Umut tüttüğüm yegane bekleyişlere karşın
kendimi kül tutkunu geçmişime kaybettim
işlediğim günahlar, şiddetle sıkılmış yumruklar
biri öldü, öbürü gitti, ben kaldım

"İçimdeki cehennemden kaçarken seni buldum"

Henüz tanışıklık etmezdik
on altımda demlenir iken
on yedimin gömleğine çamur bulaştı
senin serenat güzelliğinden fırçam yoktu
ellerim sanat tutmaz, şefkat bilmezdi
on sekizin üstünü çamurla boyadım

Toprağına indim ineli
senin yeşilinden resmetmek istedim
ne kalem, ne kağıt, ne de kurşun
ne yazmalar, ne çizmeler
bir türlü sonu gelmedi
bir tek senin güzelliğini atlatamadım

Herkesin bilge olduğu kalabalıkta
aklı kaybetmekten başka çarem yoktu
gülüşün yanılsadı, gözlerin parladı
seni gördüm, seni tüttüm, seni yazdım
hayati dengemi kopardın benden oracıkta

"Sen ki, aklım ve kalbim arasında
en güzel çaresizliğimdin"



9 Mart 2024 Cumartesi

AŞKIMDAN MUHAFAZA

Sanki bir devir dönmüş kevgire
ayna karşısında oturuş saatlerinde
ölüm parmaklara asılıp
çekebilmiş tetiği

Taşıdığım katilin namlusu bana dönmüş
beraberinde ayırmış ruhu candan
sen tüten duvarları kanım boyamış
bir tek sen kalmışsın aklımda

Başka kalemlere damlamışsın
başka topraklara ayak basmışsın
kemiklerim kavuş bilmez ağırlığına çökmüş
cesedim seni özlemenin altında çiğnenmiş

İsimsiz bir kazağın etiketiyle
cüzdanımdan beş kuruş çıkmamış
aşkımdan muhafaza resmini almışlar
güzelliğin yeşiliyle ilk toprağı atmış
sende gördüğüm zarafetle gömülmüşüm

"Duygu durum duraklarında 
pişmaniyetim tutuverdi
gözlerin ilk kurşunu attı
sanatın yankılandı
ve de ruhumu teslim ettim oracıkta"





1 Şubat 2024 Perşembe

İKİ KALEM

Hafızam bulanır
kalem kurşun peşinde
kağıtlar duman eşliğinde 
affına sığınmış külleri döküverir

Sesini unuturum
sözlerin aklımdan çıkmaz
kaybolduğum gözlerin yeşiliyle
rüyalar tabiatında buluşuruz

Oracıkta uykularıma sızdın
günümü seni düşünmek tuttu
bütün şiirlerim silahlandı aniden
sen benden önce tetiğe davrandın
satır arasında kim vurduya gittim

Telafi edilemez hatıralar esasında
maksadım topraklarından sürülmektir
mahcubiyet demli katil sofralarda
maksadım başımı eğip kabullenmektir

Aynaya sen baktın
aynalar beni gösterdi
kalemi ben savurur iken
senin ellerin bizi resmetti

Sanatçının kendisi
sanat eserine dönüşür
seni kendimden koruyamadım
kayıtsızca bana dönüşür iken 
ıstırap mürekkep kalemim
senin kağıtlarına kan damıttı
hasret kaçkını dumanlar tüterken
senin sanatına kül bulaştı

"Ben pişmanım, sen ölümsüz ol
seni uzaktan seyreden gözlerim yaşarsın
elbet sesim çıkmadan özür çığlığım dilegelir
bir akşam kurşun kırığı kalemim kan döker
imdadıma yetişen şiirlerim silahlanır
seni hatırlarım, beni de sağ komazlar" 



21 Ocak 2024 Pazar

EZELİ 16

Satır bitmez gecelerde
kalemi kağıda düşman ettim
sigara külüyle boyanmış
on beşimin arsızlığında
puslu güneşe göz açıyorum

İştah kaçkını bir aile sofrasında
tüm huzurum ellerimden kayıp gidiyor
öfke üfürüğüyle dizginlenip
soğumuş yumruklarımı savuruyorum

Sahte cennetin doruklarında
ciğer deşen şarkılar eşiğinde
zehir kanıma karışıyor

Önce dostane gülüşler kopuyor
akabinde vahşi haykırışlar
kavga kıyamet esnasında
düşman soğukluğunda darbeler iniyor 

Aylar geçiyor
peşinden yılları kovalıyor

Ben on yedime giriyorum
sen hep on altı kalacaksın

Toprağından kaçarcasına
başka beton kiri binalara yerleşiyorum
diken üstünde tetik misali adımlarla
yaka avuçlayan hezeyanlar yürüyüşündeyim

Peşimde gömü bırakırcasına
insan kalabalığından yalnız ayrılıyorum
korkuyla sindirilişim ağız fermuarını sıkı tuttukça
her sohbet esasında üstü kapalı geçmişim adına 
bir parça dönüt yakıyorum

Farklı bahçelerden çiçekler sırdaşım
farklı şehrin kem kadınları yoldaşım 
sindiğim her çarşafın rüyasından
farklı bir cam güzeli pus güneşe uyanıyorum

Güneşin yerini yaz akşamlarından bir tanesi alıyor
yıldızları sayıklamak üzere anıların esaretine dalıyorum
kayıtsızca benden kopardığın masumiyetimle
bir başka gecenin rüyasına yine seninle beraberiz

İnancım olmayan yirmi birime girmek üzere iken
sen en genç halinde, hep on altı kalacaksın



9 Ocak 2024 Salı

KURŞUN TUTMAZ

Yıllar boyu süren satır sonu yürüyüşüm
esiri olduğum hatıraların çıkmazına giriyor

Sana tüttürdüğüm
aşkım, sevincim ve öfkem
satırların arasında kim vurduya gidiyor

Ne yazıktır
günahkar ellerim yeniden
dudak üstü sigara eşliğinde
kalemiyle kağıda dokunuyor

Kurşun kesiği karalıyor 
beyaz masumiyeti kağıtları

akabinde tanışıyor
kurşun yorgunu gözlerim
esrar yeşili gözlerinle

Öylesine yazıktır ki
zaman, mekan tutmaz
yılları saymaz oldum
mevsimler yoldaşı zemheri
öğle yağmuru rüzgarıyla
deşiverdi ciğerlerimi

yeni yıllar geçecek
yeni insanlar tütecek
yeni topraklara ineceğiz

senin tazeliğinden bir tutam
senin şehvetinden bir parça
senin temizinden 
bir başka beyaz kağıda
en güzelinden seni yazacağım

"Kışın senin sıcaklığın kavururdu beni
ne sen çığlıklarımı duyarsın
ne de şiirlerim imdadıma yetişir
rüyalar bizi belki buluşturur
ya da sensizliğin yaz akşamı üşütür beni"



4 Kasım 2023 Cumartesi

SANCI AĞARMASI

"Ölmek için barut ve ateşin nişanına ne gerek var?
saçlar bağ, gözler silah, dudaklar hançer
sözler kurşun olamaz mı?"

Oysa ben
düşmanımın cengaver kör kurşununa direndim de
dostumun uzattığı ihanet tüten güllerin
tatlı dikenine ölüverdim

Samimiyeten atılan sıcak gülüşler
yerini soğuk yumruklara devretti
birçok sancıyla, çokça darbelendim
ancak hiçbir sızı tutamadı
kalben sancıların yerini

lakin umuyordum hep
vücuttaki yaralar gibi
kalben yaraların da kapanıp
beraberindeki izleri alıp götürmesini

Sabırla bilediğim jilet
bileklerimden kayıp gitti
gençliğimin kan kırmızı mürekkebini
masumiyet beyazı kağıtlara akıtıverdi



13 Ekim 2023 Cuma

DİPSİZ BATAK

Tutkuların dipsiz bataklığında
kahvehane yanında çöküverdiğim
bir duygu durum akşamı
ağzıma astığım sigara
senin esaretinde yanıyor

Kışın senin sıcaklığın kavurdu beni
bazen seherler boyu
bazen ayazların ortasında
evsiz adımlarla senin topraklarına yürüdüm

senin düşlerinde uykuya teslim oldum
senin sesinden şarkılar dinledim

Üzerime sinen eşsizliğin
küllerimi şiire boyadı
ıstırap damlatan mürekkep
kağıda senin kutsallığını çırpıyor

Günahkar gözlerim 
gözyaşlarınla tanıştı
giz etmek üzereyken duygularını
ruhuma dokunuverdin oracıkta

Şefkat tutmaz ellerim
şehvet tüten bedenine karıştı
arzuların pervasızlığına yükselirken
kalbime dokunuverdin oracıkta  

Şehvet tüten gözlerin
davetkar bakışların
doymak bilmediğim dudaklarınla
satırlarıma kavuştu

Anlam aramaktan muzdarip
tüm bereket güzelliğinden acizim ki
filizlenmiş gözlerinin kayboluşlarına 
çoktan kapılıverdim
korkarım ki
öylesine bir teslimiyet
seninle ölümsüzleşiyor

Senin esaretinde kavrulan küllerim
senin özlemin ile satırlara boyandı
senin hatıralarından gelen düşlerin baharı
benim huzurlu uykularımda harlandı

günler boyu
aylar sonu
seherlerin en güzeli
tüm ayazların ortası
sadece sen
sadece ben



24 Eylül 2023 Pazar

DARALAN ÇEMBER

"Bir daha tanışacak olursak
memnun kalmayacak hiçbirimiz
çünkü güzellik içtendir demişler
oysa özümüzde çürüğüz hepimiz!"

Bizler aynı kalabalıkta beraber yürüdük
sizlere öncülük ederek adımlar attım
sizin refakatiniz ile birlikte yürüdüm

Yükselişinizi beraberinde kutlar iken
sizin dudaklarınızın esareti altında
beraber yürüdüğümüz patikalarda
tek başıma sürüklendim
o kulaktan
öbür kulağa

Kimi zaman 
ruhumdan bir parça koparıp
aranıza yeni insanlar kattım

Kimi zaman
dudaklar boyu uzanıp
tutkulu zamanlar tattım

çoğu zaman kaçtım
yeri geldi savaştım

Karanlık zihnime her indiğimde
kayıp, sessiz ve yapayalnızdım
her yalnız yürüyüşümde ise
kendi kavgamla baş başaydım

Korkarım ki
neden olduğum kargaşalara
büsbütün kayıtsız kaldım
umarsız çöküşüme aldırış etmeyin
cezamı fazlasıyla çekiyorum

Aslen 
kimse için 
yücelik katında bir dünya ümit etmiyorum
sizi mutlu edecek yalanlar yerine
hayat kopartan gerçeklere terk ediyorum

özgürlüğünüzün tadını çıkartın
insansı aşkınız bozguna uğrayacak
hislerinizin tüm kötülüğüyle
saplantı zincirine tutulacaksınız
daralan çemberin içinde 
tek başınıza kalacaksınız

günü gelecek
dişler gösterilecek 
beraber topladığınız kurşunlar
birbirinizin kanını dökecek

ben ise tekrardan kayıplara karışacağım
beni canavar eden sarraf
sizi yeniden yaratacak